EZÂN VE KÂMET

Talip AKBAL

Özet:

Ezân, tarihsel varlığı ile İslâm’ı dünyada tek başına sembolize edebilecek hüviyette çok önemli bir ilandır. Bu makalede Ezân ve Kâmetle ilgili kavram ve terimler konu edilmekte, Ezân ve Kâmeti oluşturan kelimelerin okunma esnâsında nasıl telaffuz edileceği ve kelimelerin i’rabının nasıl olması gerektiği konusunda zaman zaman vukû bulan tartışmalar da dikkate alınarak bu meyânda ileri sürülen görüşler üzerinde durulmaktadır. Ezân ve Kâmeti oluşturan kelimelerin nasıl okunabileceği, harekelenmiş halleriyle sunulmaya çalışılmıştır.

Giriş

Ezân, sözlükte “duyurmak, bildirmek” anlamına gelir. Istılâhta ise, farz namazlar için belli vakitlerde, bilinen veçhile okunan kelimelerden müteşekkil bir i’lâm-ı mahsûsadır. Ezânı okuyan kişiye müezzin denir.
Ezân ve kâmet, farz namazların sünnetlerinden olup farz namazlar için ezân okumanın dayanağı, kitap ve sünnettir. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Siz namaza çağırdığınız zaman onu oyun ve eğlence yerine koyuyorlar…”(Maide 5/58) “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezân okunduğu) zaman hemen Allah’ın zikrine koşun…”(Cuma 62/9) Resûlullah (sav) da: “Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezân okusun”(Buhari, “Ezân” 17, 18, 49, Müslim, “Mesâcid”, 292.) buyurmuştur.

Ezân Okumak:
İslâm’ın ilk yıllarında ezân bugün bilindiği şekliyle okunmamaktaydı. Namaz Mekke döneminde farz kılındığı halde, Hz. Peygamber’in Medine’ye gelişine kadar namaz vakitlerini bildirmek adına herhangi bir vasıta/çağrı arayışı içerisine girilmiş değildi. Belki de Mekke döneminde namazlar cemaatle kılınmadığı için buna ihtiyaç duyulmamıştır. Medine’ye gelindiğinde ise namaz vakitleri girince sadece “es-salâh, es-salâh” (namaza, namaza) veya “es-salâtü câmiah” (namaz insanları toplayıcı ve bir araya getiricidir) diye yüksek sesle nidâ edilmişse de bu yeterli olmamıştır.

Hicretin ilk yılında Medine’de Mescid-i Nebevî bina edilip Müslümanlar düzenli bir şekilde toplanıp cemaatle namaz kılmaya başlayınca, Müslümanların her namaz vaktinde kendiliğinden mescidde toplanması zaman geçtikçe güçleşmeye başladı. Peygamber efendimiz bunun üzerine namaz vakitlerinin insanlara nasıl bildirilmesi gerektiğini ashâbı ile istişare etti. Kimisi Hıristiyanlar gibi nâkûs, yâni çan çalınmasını; bâzıları da Yahûdîler gibi boru çalınmasını teklif ettiler. Kimisi de ‘namaz vakti ateş yakıp yukarı kaldıralım’ teklifinde bulundu. Fakat Resûlullah efendimiz bu önerilerin hiçbirini kabul etmedi. O gece ashâb-ı kirâmdan Abdullah b. Zeyd ve Hz. Ömer rüyalarında ezânın nasıl okunduğunu görüp, Peygamberimize (sav) bildirdiler. Peygamber efendimiz de; “İnşâallah hak, gerçek bir rüyadır. O kelimeleri Bilâl’e öğretin okusun” buyurdu. (Aliyyü’l-Kârî, Mişkâtü’l-mesâbîh, I/414 vd.; İbn Âbidîn, I/257; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/53; Alâüddin Ebî Bekr b. Mes’ud el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, I/147; Bedrüddin Ebî Muhammed Mahmud b. Ahmed el-Aynî, el-Binâye fi şerhi’l-Hidâye, I/81.)

Sonra bu rüya vahy-i ilâhî ile de teyit edildi. (el-Kâsânî, Bedâi’, I/147; İbn Âbidîn, I/257; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, s. 125; Mehmed Zihni, Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, 1/51) İşte böylece Bilal-i Habeşî (r.a) Medîne’de ilk ezân okuyan kişi olma şerefine de erişmiş oldu. (Mişkât, I/414 vd; İbn Âbidîn, I/257 vd; Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/ 49)

Farz namazlar için ezân ve kâmet okunması sünnet-i müekkede olmakla beraber, bir beldede hiç okunmayıp ezânın terk edilmesi halinde sert yaptırımlar bulunduğu için vacip kuvvetinde bir sünnet-i müekkede olarak da görülmektedir.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/146; el-Ayni, el-Binâye, I/81; İbn Âbidîn, I/257; Zeynüddin b. Nüceym, el-Bahrü’r-Râik, I/268.) Müslümanlığın şiarı (sembolü) olan ezân aracılığıyla halka hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allah’ın büyüklüğü, Peygamberimizin (sav) O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş olduğu ilan edilmektedir. Bu bağlamda İmam Muhammed’in: “Bir belde halkı tümüyle ezânı terk ederlerse onlarla savaşırım” (el-Kâsânî, Bedâi’, I/146; Aliyyü’l-Kârî, Mişkât, I/144 vd; İbn Âbidîn, I/257; el- Fetâvâ el-Hindiyye, I/53) şeklindeki ifadeleri de şâyân-ı dikkattir.

Ezân Ve Kâmetle İlgili Genel Bilgiler
Ezân okuyana ”müezzin” denir. Müezzin ezânı yüksek bir yerde herkese duyurmak için yüksek sesle okur. (İbn Nüceym, el-Bahrü’r-Râik, I/ 268; el Aynî, el Binaye, I/105.) Camilerin sembolü olan, üzerine çıkılıp ezân okunan minârelerin ilkini Muâviye’nin emriyle Ashâb-ı kirâmdan seleme bin Halef Mısırda yaptırmıştır.(İbn Âbidîn, I/259; Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/52.) Ezân okumak için Mısır Minaresine çıkan ilk kişi ise Şurahbil b. Âmir el-Murâdî’dir.(İbn Âbidîn, I/259.)
Yaygın uygulamalardan biri de münavebeli olarak iki kişinin okuduğu ezândır. İki kişinin karşılıklı ezân okumaları şeklindeki uygulama ilk defa Emeviler döneminde başlamıştır.(İbn Âbidîn, I/261; Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/ 52.) Birkaç müezzinin bir ezânı hep birlikte toplu halde okumalarına ise “ezân-ı cavk” denir. Ezânın toplu halde okunmasında gözetilen amaç ezân sesini daha çok duyurabilmek olmalıdır. Asırlardan beri tevârüs ederek yapıldığı için bu şekilde ezân okuma da artık İslâm âdeti haline gelmiştir.(İbn Âbidîn, I/261.)

Cumâ Namazındaki Birinci Ezân:
Resulullah (sav), Ebû Bekir ve Ömer (ra) zamanında minbere oturulduktan sonra mescidin kapısı üzerinde bir ezân okunurdu. Okunan bu ezân, hem dışarıya yönelik bir davet, hem de hutbeye başlamayı ilân maksatlarını ifade edebiliyordu. Fakat memleket büyüyüp cemaat çoğaldıktan sonra arzu edilen bu iki mânâ ve maksadın yerine getirilmesi için yalnız bir ezânın yetmediği görüldü. Hz. Osman, bugün dış ezân dediğimiz ezânın okunmasını emretti. İcmâ yoluyla uygulama da bunun üzerine cereyan etmiş oldu. Hz. Osman zamanında okunması emredilen bu ilk ezân, bizim bugün dış ezân olarak isimlendirdiğimiz ezândır. Bundan sonra hatib minbere oturduğu zaman da bir ezân okunur ki, bu ikinci ezâna da iç ezân deriz.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/152; İbn Nüceym, el-Bahrü’r-râik, II/168; el-Aynî, el-Binâye, III/106.) Ayetteki umûmî davet mânâsının, dışarıya yönelik okunan birinci ezâna (dış ezân) uygun olacağı anlaşılmaktadır. (İbn Nüceym, el-Bahrü’r-râik, II/168.)

Cuma Namazında okunan birinci ezânla ilgili bazı görüşler serd edilmiştir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:
a) Meşru oluşu itibariyle; birinci ezân minberin önünde okunan ezândır. Çünkü Resulullah (s.a.v), Ebu Bekir ve Ömer (r.a) zamanında yalnız bu ezân okunurdu. İkinci ezân Hz. Osman zamanında ihdas edildi.
b) Vakit itibariyle; Sahih olan, zevalden sonra minarelerde okunan ezânın birinci ezân olmasıdır.(İbn Âbidîn, I/552; İbn Nüceym, el-Bahrü’r-râik, II/168.)

Ayrıca sonradan ihdas olunan bir diğer uygulama olarak Cuma günü  ﴾انَّ اللّٰ ه وَمَلّٰ ئكَتهَ يصَُلُّونَ عَلَى النَّ بِِّ ياَايَ هَا الَّذينَ اّٰمَنوُا صَلُّواعَلَي ه وَسَلِّمُوا تسَْليمًا  ﴿56    ayetinin hatip hutbeye çıkacağı zaman okunması hakkında da müellif İbn Abidin şu nakilde bulunmaktadır: “İbn Hacer, Tuhfe isimli eserinde bu âdetin Sadr-i evvelden (sahabe nesli/kuşağı) sonra ihdas edildiğini, bidat olduğunu, ancak bidat-ı hasene olduğunu söylemektedir.”(İbn Âbidîn, I/551.)

Ezânı Kimler, Ne Şekilde Okur:
Ezân, Müslüman ve akıllı bir erkek tarafından yüksek bir yere çıkarak kıbleye doğru okunur. Müslüman olmayan, deli, fâsık, çocuk, kadın, cünüp olan, sarhoş olan ezân okuyamaz. Ezân, kendine mahsus kelimelerle ayakta okunur. Tercümeleri hangi lisanda olursa olsun okunmaz. Farz namazların vaktinde kılınması veya kazası sırasında da ezân okunurken bayram, cenaze, vitir, teravih namazları, yağmur duası, güneş ve ay tutulması için, ezân ve kâmet okunmaz. Ayrıca ezân ve kâmet okunurken konuşmak ve selâma karşılık vermek de câiz değildir.(İbn Âbidîn, I/256-264; el-Kâsânî, Bedâi’, I/152.)

Ezân ve kâmette uyulması gereken hususlardan bazıları şart bazıları da sünnet olarak zikredilmiştir. Namaz vaktinin girmiş olması ve ezân okuyan kimsenin Müslüman, mümeyyiz ve erkek olması şart olarak nakledilirken Şafii fıkhına ait el-Mevâkibü’l-Aliyye fi tavdîhi’l-Kevâkibi’d-Dürriyye, fi’d-Davabitı’l-İlmiyye isimli eserde ezân ve kâmetin şartları şu şekilde zikredilmektedir:

Ezân Ve Kâmetin Şartları:
1. Ezân ve kâmeti okuyan kimse Müslüman olmalıdır. Mümin olmayanın ezân ve kâmeti sahih olmaz
2. Temyiz. Sabî-yi mümeyyiz olmak; yani (en azından) henüz ergen olmadığı halde iyiyi kötüden ayırt edecek durumda olmak. Sabî-yi gayr-i mümeyyizden ezân ve kâmet sahih olmaz.(İbn Âbidîn, I/ 263; Abdülhâdî, el-Mevâkibü’l-aliyye s.13-14; el-Kâsânî, Bedâi’, I/149.)
3. Ezân ve kâmet kelimelerinin tertibi (sırasınca olması). Ezân kelimelerinin yerlerinin değiştirilmesine itibar olunmaz; her kelime kendi yerinde olmalıdır.
4. Ezân ve kâmet kelimeleri arasında müvâlât (biribiri ardınca olmalı) dır. Ezân ve kâmet kelimelerinin arasında uzunca beklemek ve konuşmak zarar verdiğinden istinaf olunur (yeniden okunur). Ezân ve kâmet kelimeleri arasında müvâlât (birbiri ardınca olması) sünnettir.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/149.) Ezânda müvâlâtı (ezân kelimelerinin birbirini takip etmesini) kesintiye uğratacağından ezân kelimeleri arasındaki duruşlarda uzunca beklenmemelidir. Eğer uzunca beklenirse ezân batıl olur.(Abdullah b.Ahmed b. Muhammed b. Kudâme, el Muğni, I/437.) Ezân okuma esnasında durmak eğer fasıla sayılacak kadar olursa müezzin ezânı iade eder, yeniden okur. Öksürmek ve aksırmak gibi az bir zaman olursa iade etmez. التَّتاَرخَا ني ة ناَ قلًعَ ن الْي تَيمَ هّٰكَذَافِ … Yetime’den naklen Tatarhânî’de de böyledir.(el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/55; Abdülhâdi, el-Mevakibü’l-aliyye, s.13.)
5. Namaz vaktinin girmiş olması şarttır. Vakit girmeden ezân okunursa vakit girince iade edilir, yeniden okunur. Bundan fecr-i evvel (sabah namazının ilk) ezânı müstesnadır.
6. Cemaat için olan ezân ve kâmeti cehri okumak. Yalnız kendisi için okuyorsa cehri okumak şart değildir.
7. Ezân ve kâmet kelimelerini birbiri üzerine bina etmemektir. Cumanın ezân ve kâmetinde toplanan bazı kimselerin yaptığı gibi Örneğin çift ezân okuyan iki kişiden biri ilk iki tekbiri okuyor ikinci kişi ise birinci ve ikinci tekbirleri okumadan, üçüncü ve dördüncü tekbirleri okuyor olmamak, birden fazla kişi ile ezân okunuyor ise her okuyan kimse kelimelerin tamamını okumalıdır, birinin bıraktığı yerden diğeri devam etmemelidir. Ezânı erkeklerin okuması şart koşulmuştur. Kadınların ezân okuması kâfi değildir. Kâmetleri ise sahihtir (Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/56; Abdülhâdî, el-Mevâkibü’l-aliyye, s.13-14.)
Bunlar aşağıda görüleceği üzere Hanefilerce sünnet sayılanların bir kısmının şafilerce Şart sayılmış olmalarıdır. Ezân ve kâmette Hanefîlerce sünnet kabul edilen hususlar şu şekildedir:

1) Cemaat için olan ezân ve kâmeti cehrî (sesli) okumak. Kişi yalnız kendisi için okuyorsa cehri okumayabilir.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/149; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/55.)
2) Ezân kelimelerinin arasını fasletmek (ayırmak).(el-Kâsânî, Bedâi’, I/149.)
3) Ezânı terassül, kâmeti ise hadr ile okumak.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 149; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56; İbn Âbidîn, I/259.)
4) Ezân ve kâmet kelimelerinin tertibine riayet (sırasınca olması).
5) Ezân kelimelerinin yerlerinin değiştirilmesine itibar olunmaz; her kelime kendi yerinde olmalıdır.
6) Ezân ve kâmet kelimeleri arasında muvâlât bulunması (birbiri ardınca olmak). Ezân ve kâmet kelimelerinin arasında uzunca beklemek ve konuşmak zarar verdiğinden bu durumda istinaf olunur (lafızlar yeniden okunur).(el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 149; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56.)
7) Ezân ve kâmetin kıbleye yönelmiş olarak okunması.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 149; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56; İbn Âbidîn, I/260.)
8) Ezân ve kâmet tekbirlerinin meczûm olması.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 1150.)
9) Akşam namazı dışındaki namazlarda ezânla kâmet arasında bir fasıla olması.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 150; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56.)
10) Ezânın yüksek bir yerde okunması.(İbn Âbidîn, I/257; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/55.)

Müezzinle İlgili Sünnetleri ise şu şekilde sıralamamız mümkündür:
1) Ezânı erkeklerin okuması. Kadınların ezân okuması mekruhtur. Kadının okuduğu ezânın iadesi konusunda ihtilaf vardır. Ebu Hanîfe’den rivayet edildiğine göre iadesi müstehaptır. Sabî-yi mümeyyizin ezân okuması her ne kadar caiz olsa ve iadesi gerekmese de bu da mekruh görülmüştür.
2) Müezzinin akıllı olması. Mecnunun ve sarhoşun ezânı mekruhtur. Cünübün, delinin, sarhoşun ve sabî-yi mümeyyiz olmayanın okudukları ezânlar iade edilir.
3) Müezzinin takva sahibi olması. (el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 150; İbn Âbidîn, I/263.)
4) Müezzinin sünneti ve namaz vakitlerini biliyor olması. (el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 150; İbn Âbidîn, I/262-263)
5) Müezzinin ezân okuma görevinde devamlılık göstermesi. (el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 151; İbn Âbidîn, I/263; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/53.)
6) Müezzinin tahâret üzere (abdestli) olması. Şayet abdestsiz olarak ezân okursa bu câizdir; mekruh olmaz, iadesi de gerekmez.(el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 151.)
7) Müezzinin ezânı ayakta (kâim olarak) okuması. Oturarak okumak mekruhtur. (el-Kâsânî, Bedâi’, I/ 151; İbn Âbidîn, I/263.)

Makalenin tümünü okumak ve indirmek için aşağıdaki resme tıklayınız;

Ezân Ve Kâmet Kelimelerinin Okunuşu
Peygamberimiz ( s.a.v.)  Ezân cezimledir, kâmet cezimledir ve tekbir cezimledir buyurmuştur. Yani ezân cümlelerinin sonlarını sakin olarak okumak bu hadisi şerifle açıklanmış hususlardandır.

Bunun için Ezân cümleleri arasında durulur ve ikinci cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna “teressül” veya “irtisal” denir. Kâmet ise duraklama yapmaksızın seri bir şekilde okunur. Buna da literatürde hadr denir. (İbn Âbidîn, I/258-260; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56; el-Kâsânî, Bedâi’, I/149; Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/52.) Ezân teressül ile kâmet ise hadr ile okunur. Çünkü ezânın terssül ile okunması orada hazır bulunmayan insanlar için vaktin geldiğini duyurmaya daha çok imkân verir. (el-Kâsânî, Bedâi’, I/149; el-Bahrü’r-râik, I/271.) Ezânda hakikaten vakf, kâmette ise niyyeten vakf vardır. (İbn Âbidîn, I/ 259; el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56; el Bahrü’r-râik, I/ 271.) Nitekim el-Hediyyetü’l-Alaiyye isimli eserde, “sükûna niyet ederek fetha hareke ile vasl edilir. Zamme ile vasl etmek sünnete muhaliftir” şeklinde bir kayda rastlanmaktadır. (Muhammed Alâüddin Âbidîn, el- Hediyyetü’l-Alâiyye, s. 33.)
Ezânda kelimelerin arasını fasletmek, kâmette ise kelimelerin arasını fasletmemek (ayırmamak), tek kelam şeklinde okumak sünnettir.  (el-Kâsânî, Bedâi’, I/149; Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/ 56-57.)
Ezân kelimelerinin arası fasledilerek okunur. Bu durum kaynaklarımızda “bundan ilk dört tekbir müstesnâdır ki her iki tekbirden sonra bir fasıla olur; yani dört, ikiye ayrılır” şeklinde ifade edilmektedir.(İbn Âbidîn, I/259; Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/52; el-Kâsânî, Bedâi’, I/147.) Günümüzde bütün İslâm âlemindeki uygulama da bu kaide üzeredir.

Teressül,  deyip durmak sonra   demek (tekbirlerde terassül böyledir) ve diğer kelimelerde ise ezânın sonuna kadar her iki ibare arasında bu şekilde durmaktır.
Hadr ise, kelimeler biribirine vasl edilerek ve seri okumak suretiyle olur. Yenâbi’ isimli eser’de de, ondan naklen Tatarhânî’de de konunun izahı bu şekildedir.(el-Fetâvâ el-Hindiyye, I/56) Bu ibareler arasındaki duraksama ezân kelimelerine icabet edecek kadar geniş olmalıdır. Hadisten hareketle, İmdâd isimli eserde ifade edildiği üzere ezân ve kâmetteki kelimelerin arasında durmak, iki tekbir arasında değil her iki tekbirden sonra duraksamak suretiyle gerçekleşir. Tatarhânî’nin konuyu izahı da bu minvaldedir.(İbn Âbidîn, I/259) Ayrıca Mehmet Zihni Efendi, Ni‘met-i İslâm isimli eserinde; “Ezânda, müezzin her iki cümle arasını faslederek okur. Bundan ilk tekbirler müstesnadır ki onun sektesi iki tekbirden sonra olur, yani dört ikiye ayrılır” demektedir. (Nimet-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, I/52)
Bazılarına göre ezânda her iki tekbirin birincisi ile kâmetin bütün tekbirlerindeki “ra”  (ر ) harfinin okunuşu şekli hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür.

Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Harekesiz olarak sakin okunacağı, hadisle sâbittir. Râ cezimli olup, harekesiz olarak sakin okunmalıdır.
b) Vakıf niyetiyle fetha hareke ile okunmalıdır. Dilcilerden, Ebü’l-Abbas el-Müberred’e göre birinci ( اكَْبَ رْ  ) kelimesinin ra ( ر ) harfi Fetha ile vasl edilip ikinci (اكَْبَ رْ ) kelimesinin ra ( ر ) harfi sakin olarak okunmalıdır.
c) İ‘râb verilerek zamme hareke ile okunmalıdır. Çoğunluğa göre zamme ile vasledilerek okunmalıdır. (İbn Âbidîn, I/ 258; Tecvîd-i Edâiyye, s. 43-44; el-Aynî, el-Binâye, II/105)

İbn Abidin’e göre ezânda ikinci tekbirin ra (ر) harfi sakindir. Çünkü hakikatte durulur. Zamme ile okunması hatadır. İmdad, Zeylei’, Bedâi’ ve Şafiilerden bir kısımlarının sözlerinden anlaşılanın da bu olduğunu ifade eden yazarın makul olarak gördüğü uygulama irabdır. (İbn Âbidîn, I/258.)

Görüldüğü gibi bu konuda üç görüş vardır:
1.Ezânın kelimelerinin her birinin sonunda durarak okumak,
2.Vasl edildiği zaman fetha ile olmalıdır diyen görüş,
3.Vasl edildiği zaman zamme ile olmalıdır diyen görüş.

Ezân konusundaki bu bilgilerden de aşağıdaki okuma şekilleri hâsıl olur:

1- Yukarıda zikredilen hadisi şerifle ezân kelimelerinin sonlarını ( اَللّٰ هُ اكَْبَ رْاَللّٰ هُ اكَْبَ رْ ) şeklinde meczûm (sakin) okumak sünnettir.

2- (  اَللّٰ هُ اَ كْبَ رَ اَللّٰ هُ اَ كْبَ رْ ) şeklinde birinci ( اَ كْبَ رْ ) kelimesini fetha ile vaslederek okumak.

Şöyleki; Ali imran suresinin başındaki  ” الَم الَلّٰ هُ لْ الَه الَّْ هُواَلْْىَُّ الْقَيُّ ومُ ” ayetindeki huruf-i mukattaa olan ( اَلم ) in  ( م ) mim’i kendinden sonra gelen ( اَللّٰ هُ ) lafzına vasl ederek okunduğu zaman kendinden sonra ( اَللّٰ هُ ) lafzının elif’inin fetha harekesini ( اَلم ) in sakin olan mimine naklederek mim’in fethası ile  ( اَل فْ لَْ مِّيمَ اللّٰ هُ لْ ا لَهَ ا لَّْ هُو )  şeklinde bir kıraat ortaya çıkar. Kur’an-ı Kerim’de böyle okunduğu gibi ezânda da buna kıyasla; ( اَللّٰ هُ اكَْبَ رْاَللّٰ هُ اكَْبَ رْ ) Kelimelerinden birinci ( اكَْبَ رْ )  kelimesinin sakin olan ra ( ) )  harfine ikinci ( اَللّٰ هُ اَ كْبَ رْ ) lafzındaki ( اَللّٰ هُ ) lafzının elifinin fetha harekesini nakledilerek fetha ile ( اَللّٰ هُ اكَْب رَ اللّٰ هُ ) ( اَ كْبَ رْ ) okunur. (İbn Âbidîn, I/258; el-Aynî, el-Binâye, I/105; Hamza Hudâyî, Tecvîd-i Edâiyye, s. 43–44.)

İbn Abidin’in bu meyandaki nakli şu şekildedir:

“Abdülganî üstadın bu mesele hakkında bir risâle yazdığını ve bu risâlede birçok nakillerde bulunduğunu gördüm. Özetle, ‘Ezânda sünnet olan birinci Allahu Ekber’in )râ) harfini sâkin okumak, yahut onu ikinci Allahu ekber kelimesine vasl etmek. Sâkin okunursa kâfidir. Vasl edilirse sakin okumaya niyet ederek (râ) harfine üstün hareke verilir. Zamme hareke verilirse sünnete aykırı hareket edilmiş olur. Çünkü birinci ekber’in üzerinde durmak istenmesi onu asaleten sâkinmiş gibi yapmıştır. Bu sebeple üstün hareke verilir.” (İbn Âbidîn, I/259)

3- Peygamberimiz ( s.a.v.) ” الَْْ ذانُ جَزْ مٌ واَ لْ قَا مَةُ ج زْمٌ واَلتكْ بيْ جَزْم ”  ezân cezimledir kâmet cezimledir ve tekbir cezimledir buyurmuştur. ( اَ كْبَ رْ) kelimesinin sonu bunun için meczûmdur, sakindir.

Bu kelimenin aslı (اَ كْبَ رُ ) şeklinde yani zammelidir. Vasl edildiği zaman asli harekesi olan zamme ile ( اَللّٰ ه اَ كْبَ رُ اللّٰ ه اَ كْبَ رْ ) diye harekelenir. (İbn Âbidîn, I/258; Tecvîd-i Edâiyye, s. 43- 44.) Bu, nahiv (gramer) kurallarına da daha uygundur. Nitekim Ebu’s-Suud Efendi de, tefsirinde, ‘tekbir vasl edileceği zaman sakin olan ra ( ر ) harfi zamme ile harekelenir çünkü asli harekesi zammedir. Bu bağlamda ezân lafızlarının okunuşu mevzuu ( الَم الَلّٰ هُ لَْ الَه الَّْ هُو ) ayetiyle kıyaslanamaz çünkü ayetteki mim  (م )  harfi sükûn üzere mebnidir.  Ezândaki ( اَ كْبَ رْ ) Kelimesinin ra ( ) ) harfi ise hadisle meczûmdur (sakindir )’ şeklinde görüş belirtmektedir. Hamza Hudâyî, Tecvîd-i Edâiyye, s. 43–44; Seyyid Mustafa b. Muhammed b. Mustafa Güzelhisarî, Hilyetü’n-Nâcî, 377- 378.

Makalenin tümünü okumak ve indirmek için aşağıdaki resme tıklayınız;